Araştırma ve Etütler Merkezi (AREM)

Değerlendirme Raporları

Yol Ayrımındaki Ülkeler 2007 (Countries at the Crossroads 2007) - Kasım, 2007

YÖNETİCİ ÖZETİ

1. KONU

Yol Ayrımındaki Ülkeler araştırması , merkezi Washington’da bulunan düşünce kuruluşu Freedom House tarafından finanse edilen ve dünyanın stratejik olarak önemli 60 ülkesinin gelecek siyasi durumunun belirlenmesi ve demokratik yönetim açısından halen bulundukları kritik noktadaki performanslarının tespit edilmesi için yapılan bir araştırmadır.

2. İNCELEME

Yapılan araştırma;

  • Hesap Verebilirlik,
  • Sivil Özgürlükler,
  • Hukukun Üstünlüğü,
  • Yolsuzlukla Mücadele ve Şeffaflık,

konularında 18 özel alt başlığı kapsamaktadır.

Söz konusu başlıklar kapsamında ülkelerin demokratik yönetim seviyeleri tespit edilmeye çalışılmakta, elde edilen sonuçlar ışığında yapılan ülke analizleri ile bu alanlarda, ülkeler tarafından yürütülecek reform çalışmalarına verilecek uluslararası desteğin ve diplomatik çabaların yönlendirilmesi amaçlanmaktadır.

2007 yılında dördüncüsü yapılan araştırmaya, 2005’te değerlendirilen 30 ülke dâhil edilmiştir. Ülkelerin performansları, elde edilen sonuçlara 0 ile 7 arasında değişen notlar verilmek suretiyle değerlendirilmiştir. Bu metodolojiye göre, ülkelerin aldıkları notların durumu aşağıdaki gibidir:

  • 0–2: Bu ülkelerde, araştırma kapsamındaki yasal düzenlemeler ve standartlar yok denecek kadar azdır. Kanunlar olsa bile yetkililer tarafından sık sık ihlal edilmektedir.
  • 3–4: Bu notlara sahip olan ülkeler, yeterli yasal düzenlemelere ve standartlara sahiptir. Ancak, kanunun sağladığı korumalar zayıftır ve kanunların uygulamasında istikrarsızlık ve zaman zaman bozulmalar görülmektedir.
  • 5: Bu nota sahip ülkelerde, kanunlar ve standartlar yeterlidir. Haklar korunmaktadır. Ancak bazı ihlaller ortaya çıkabilmektedir. 5 notu, demokratik bir yapıya kavuşmuş olmanın temel standardıdır.
  • 6–7: Söz konusu puanları elde eden ülkelerde, tüm kanuni düzenlemeler yeterli, standartlara ulaşılmış ve haklara sahip olunmuş demektir. Kanunun koruması güçlü ve en iyi şekilde uygulanmaktadır. Vatandaşlar, hakları zarar gördüğünde, bunu yasal olarak arayabilmektedirler. Siyasi sistem, düzgün olarak işlemektedir.

Araştırmanın yapıldığı ülkeler içerisinde, son iki yılda; seçimler, sivil özgürlükler ve yolsuzlukla mücadele konusundaki en çarpıcı gelişmeyi Moritanya gerçekleştirmiştir. Libya, 2005 yılından itibaren, hukukun üstünlüğü ve yolsuzlukla mücadele alanlarında ilerlemeler kaydetmiştir. Butan’da, daha açık bir topluma doğru geçişte geniş açılımlara gitmiştir.

Bununla birlikte, Tayland, geçen yıl ülkede olan askeri darbe sebebiyle keskin bir düşüş yaşamış, Eritre’deki baskıcı hükümet sebebiyle düşüş devam etmektedir. Rusya’da yeni kabul edilen Sivil Toplum Örgütleri (STÖ) ve basın kanunu nedeniyle “Hesap Verebilirlik ve Toplumun Sesi” başlığında gerileme meydana gelmiştir. Araştırmada elde edilen verileri gösteren grafik EK-C’de yer almaktadır.

3. RAPORUN TÜRKİYE BÖLÜMÜ VE TÜRKİYE’NİN NOTLARI:

Freedom House tarafından yayınlanan araştırmada Türkiye’ye;

  • Hesap Verebilirlik ve Toplumun Sesi: 4.40
  • Sivil Özgürlükler: 3.82
  • Hukukun Üstünlüğü: 3.97
  • Yolsuzlukla Mücadele ve Şeffaflık: 3.64 notları verilmiştir.

Sarah Repucci tarafından yapılan çalışmada, konu başlıkları ile ilgili Türkiye’de konuyla ilgili gelişmelere yer verilmiş, aksaklıklar ortaya koyulmuş ve her bölümün sonunda tavsiyelerde bulunulmuştur. Türkiye bölümünde yer alan önemli hususlar, raporun asli düzenlemesine sadık kalınarak özet halinde aşağıda sunulmuştur.

Yol Ayrımındaki Ülkeler 2007-Türkiye

Türkiye, demokratik ilerleme gayretleri ile reformlara karşı direnç gösterme arasında sürekli bir ikilemdedir.

Her ne kadar, halen iktidarda bulunan siyasi parti tarafından ifade özgürlüğü, Kürtler, kadın hakları ve polis karakollarında işkencenin azaltılması gibi konularda yasal ve gerçekçi bir takım ilerlemeler kaydedilse de, söz konusu ilerlemeleri, bazı aksaklıklar izlemiştir. Basın özgürlüğü, yargı bağımsızlığı ve ordu üzerindeki sivil kontrol gibi konulardaki sorunlar çözülememiş, Türk siyasi sistemindeki bu periyodik sorunların gelgitleri devam etmiştir.

Türkiye’deki reformların başlıca itici gücü olan Avrupa Birliği (AB) üyeliği beklentisi, hem hükümet için bir motivasyon hem de çekilen değişim sancısının nedeni olarak görülmektedir. AB’den ve üye ülkelerden, karşıt görüşlerin ortaya çıkmasıyla, Türkiye’de AB üyeliğine verilen destek hayli gerilemiştir.

Irak’la sınırı olan Türkiye ve ABD ilişkileri de bu ülkedeki savaş ile ilgili anlaşmazlıklar sebebiyle gerilmiştir.
1980 yılındaki askeri darbeyle, sivil otoritenin gücü elinden alınmış ve yeni yazılan anayasayla temel özgürlükler sınırlandırılarak, ordunun pozisyonu güçlendirilmiştir.

Bunu takiben güneydoğuda, Kürt ayrılıkçıların başlattığı ve 15 yıl süren bir gerilla savaşı yaşanmıştır.

Türkiye’de reform sürecini, art arda meydana gelen üç olay başlatmıştır:

  • 1999 yılında Abdullah Öcalan’ın yakalanmasının ardından ayrılıkçılar (PKK), ateşkes ilan etmiş,
  • Aynı yıl AB, Türkiye’yi aday üye statüsü vermiş,
  • Son olarak da, 2001 yılında yaşanan krizle finans sistemi çökmüş; IMF, büyük bir mali yardım paketi ve yeniden yapılanma amacıyla iş başı yapmıştır.

2002 yılında kurulan Erdoğan hükümeti, AB yanlısı bir programı takip etmiş, bazı ciddi anayasal adımlar atılmıştır. Hükümetin ilk yıllarında özgürlükler konusunda hızlı bir gelişme sağlanmıştır. Ancak, Avrupa’nın değişik kesimlerinden, Türkiye’nin AB üyeliğine ilişkin çelişkili açıklamalar gelmesi reform sürecini yavaşlatmıştır. Aynı zamanda güneydoğudaki çatışmalar huzur ortamını bozmuştur.

Her şeye rağmen, süreç tamamen durmuş değildir. Türkiye daha demokratik bir devlet olma yolunda, eskisinden yavaşta olsa, ilerlemeye devam etmektedir.

Hesap Verebilirlik ve Toplumun Sesi (4,40)

Özgür ve Adil Seçim Kanunları ile Seçimler–5.25

Etkili ve Hesap Verebilir Hükümet–4.00

Sivil Toplumla İlişki ve Toplumun Denetimi–4.33

Medya Bağımsızlığı ve İfade Özgürlüğü–4.00

Türkiye parlamenter bir demokrasidir. 2007 yılı Nisan ayında, Başbakan Recep Tayip Erdoğan, ordunun ve CHP’nin, Türkiye’nin laik sistemine zarar vereceği endişesiyle adaylığına karşı çıktıkları Abdullah Gül’ü cumhurbaşkanlığına aday göstermiştir.

2007 yılı Nisan ayında Erdoğan, ordunun ve CHP’nin Türkiye’nin laik düzeni açısından tehdit olarak görmeleri sebebiyle karşı çıkmalarına rağmen, Gül’ü cumhurbaşkanlığı için aday göstermiştir. Söz konusu adaylık üzerine Türkiye’de yoğun protestolar yapılmış, ordu da Gül’ün seçilmesini engelleyici nitelikte bir bildiriyi internet sitesinde yayınlamıştır. Parlamento, muhalefetin protesto ederek katılmadığı oturumda seçim için gerekli toplanma yeter sayısına ulaşamamış, laiklik yanlısı Anayasa Mahkemesi yapılan seçimi geçersiz saymıştır. Sonuç olarak Gül, adaylığını geri çekmiş, Erdoğan da genel seçimlerin Temmuz ayında yapılması çağrısında bulunmuştur.

Türk hukuku, seçimlerle ilgili olarak, genel hatları ile uluslararası standartlarda bir çerçeve çizmekte ve bazı kesin müeyyideler getirmektedir.

Anayasa ile uyumlu olmayan bir programı olmayan bir siyasi parti kapatılabilir Bu konudaki kanunlar Kürt isyan hareketini destekleyen, devletin temel dayanakları ve orduya karşı görüşleri olan partilere karşı geniş şekilde yorumlanmıştır. Örneğin AB ve ABD’de de terör örgütü olarak kabul edilen PKK’nın siyasi kolu olmakla suçlanan DEHAP, bu konuda uç bir örnektir. DEHAP sürekli olarak yasal takibat ve tutuklamalara muhatap olmuştur.

Halen yürürlükte bulunan seçim yasası nedeniyle, ciddi oranda oy alan birçok parti mecliste temsil edilememektedir.2002 yılı Kasım ayında yapılan genel seçimler, yerel ve uluslararası kaynaklarca özgür ve adil olarak kabul görmüştür. Bu seçimlerde sadece AKP ve CHP yüzde onluk seçim barajını aşabilmiştir. AKP’nin oyların sadece %35’ini alarak, parlamentodaki koltukların %70’ini kazanması, seçim kanunlarının limitlerinin en bariz göstergesidir.

Seçim kampanyalarında yapılan bağışların ve siyasi partilerin finansmanı şeffaf değildir.

Gözlemciler AKP’nin eski İslamcı görüşlerini terk edip etmediği konusunda tartışmaya devam etmektedir. Parti üniversitelerde türbanın yasaklanması, din eğitimi veren okullardan üniversitelere geçiş gibi bazı konulardaki çabaları desteklemesine rağmen, Türkiye’nin laik temellerini sarsacak ciddi bir girişimde bulunmamıştır. AKP, hem muhafazakâr Müslümanlarla hem de reform yanlısı ılımlı dindar kesimle uzlaşı halindedir. AKP zaman zaman farklı hedeflere yönelmiş görünse de, 2007 Genel Seçimlerinin yaklaşması sebebiyle daha milliyetçi bir söylem yürütmektedir.

Her ne kadar hiçbir parlamenter sistem kuvvetler ayrılığı ilkesini tam olarak sağlayamadıysa da, Türkiye’de yürütme üzerindeki yasama gözetimi belirgin olarak zayıftır. Parti başkanlarının çok geniş yetkileri bulunmakta ve birçok karar başbakan ve etrafındaki küçük bir danışman topluluğu tarafından alınmaktadır.

Sivil toplum örgütlerinin (STÖ) sayısı 1980’li yıllardan itibaren artmıştır. Devlet-toplum ilişkileri gelişmiş ve STÖ’ler, toplumu ilgilendiren konularda daha aktif hale gelmişlerdir. Bununla birlikte siyasi gruplar kurumsal kapasitelerinin eksikliği ve toplumun kendilerine verdiği desteğin azlığından şikâyet etmektedirler.

Son reformlar ve 2004 yılında Dernekler Yasasında yapılan düzenlemeler, bu örgütleri pozitif yönde etkilemiştir. Ama hala “yasaklanmış faaliyetleri” varsa ve “kanuna ve ahlaka aykırı” iseler kurulmalarına izin verilmemektedir. Bu ifadeler savcı ve hâkimlerin aynı görüşleri paylaşmadıkları topluluklara müdahale etmelerine olanak tanımaktadır. Bunlara ek olarak, STÖ’lerin finansmanına dair katı kısıtlamalar kaldırılmasına rağmen, yabancı kaynaklara dair sınırlamalar devam etmektedir. STÖ’ler sıklıkla kovuşturmaya uğramakta ve faaliyetlerini güçlükle sürdürebilmekte ve bu durum ekonomik olarak rasyonel olmamaktadır. Bazı insan hakları savunucuları tehdit edilmekte, işkence görmekte veya hapis ile cezalandırılmaktadır. Kürtlerin haklarını dile getirenler özellikle hedeftir. STÖ’ler ve diğerleri ile ilgili davaların baştan savma görüldüğüne yönelik şikâyetler bulunmaktadır.

Türkiye anayasası basın özgürlüğünü kabul etmektedir. Ancak bu alandaki sorunlar devam etmektedir. Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK)’nun, kanunlara ve yayıncılık prensiplerine uymayan yayıncılara müeyyide (para cezası, yayın durdurma vb.) uygulama yetkisi bulunmaktadır. Şubat 2007 ayında, Kanal Türk televizyonu, iktidar partisini eleştiren programları sebebiyle, yetkililer tarafından kendilerine gözdağı verildiğini söylemiştir.

Yeni Türk Ceza Kanunu, uzun süren tartışmaların ardından Haziran 2005 ayında yürürlülüğe girmiştir. Ancak bu yasanın kötü şöhretli “Türklüğü aşağılamak” konulu 301’inci maddesi nedeniyle, aralarında Nobel ödüllü Orhan Pamuk’unda bulunduğu birçok gazeteci ve yazar yargılanmaktadır. 2006 yılı Aralık ayı itibari ile 80’den fazla gazeteci ve yazarın davası devam etmektedir. Davalar çoğu zaman düşmektedir ama bu ifade özgürlüğü önünde bir engeldir. Başbakan da, 2005 yılında, bazı yazar ve karikatüristlere davalar açmıştır.

Daha önce 301’inci madde yüzünden yargılanan gazeteci Hrant Dink, 2007 Ocak ayında İstanbul’da vurularak öldürülmüştür. Dink, ölüm tehditleri aldığına ilişkin olarak birkaç defa polise başvuruda bulunmuştur. Cinayet zanlısı, herhangi bir grupla bağlantılı olarak hareket etmemiş, Dink’in Ermeni ölümleri ile ilgili tavrını onaylamadığını ifade etmiştir. Dink, aynı konu kapsamında 301’inci maddeden kovuşturmaya uğramıştır. Kendisi, Ermeni asıllı bir Türk olarak ne Türk hükümetini ne de Ermeni diasporasını desteklemiştir.

İfade özgürlüğü yürürlükteki kısıtlayıcı kanunlar sebebiyle sınırlı olmakla beraber, Türkiye Yayıncılar Birliği, bazı hassas konulardaki kitapların basımının artık daha kolay olduğunu ifade etmiştir. Yazar Elif ŞAFAK bir romanı yüzünden yasal takibata uğramış, Mart (2007) ayında bir mahkeme, Atatürk ile ilgili hoş olmayan bir klip yayınladığı gerekçesiyle video paylaşım sitesi YouTube’a erişimin engellenmesini istemiştir.

Sansür yaygın değildir, ama yazarlar ve editörler kanuna karşı gelme korkusuyla oto-sansür yoluna gitmektedirler. Dahası, medya büyük holdinglerin elinde olduğundan, sermaye sahipleri, işlerinin bozulmaması için hükümet yanlısı haberlerin yayınlanmasını sağlamaktadır. Türk medyasının kalitesi düşüktür.

Basın özgürlüğü konusunda bazı olumlu adımlar atılmıştır. Bunların en dikkat çekici olanı ise Kürtçenin de içinde bulunduğu azınlık dillerinde yayın yapılmasının serbest bırakılmasıdır.

1915 yılındaki Ermeni olayları üzerindeki tabu yıkılmış ve 2005 yılında Bilgi Üniversitesinde konuyla ilgili bir konferans düzenlenmiştir.

İfade özgürlüğünün tam olarak tesis edilebilmesi için hala önemli adımların atılması gerekmektedir.

Tavsiyeler

  • Millet Meclisinde daha fazla siyasi oluşumun yaratılması için %10’luk seçim barajı düşürülmelidir.
  • Siyasi partiler üzerindeki kısıtlamaların temeli, sadece şiddeti provoke eden söylemlere dayandırılmalı, partilerin kapatılması son çare olarak görülmelidir.
  • Basın suçlarındaki hapis cezaları kaldırılmalı ve ceza maddeleri farklı uygulamaların önüne geçilebilmesi için açık bir şekilde ifade edilmelidir. 301’nci madde kaldırılmalıdır.
  • RTÜK yeniden yapılandırılmalı, hükümetin tayin ettiklerinin yanında sivil toplum tarafından seçilen üyelere de yer verilmelidir. Ayrıca yetkileri kısıtlanmalıdır.

Sivil Özgürlükler (3,82)

Devlet teröründen korunma, adil olmayan mahkûmiyet ve işkence–3.71

Cinsiyet eşitliği–3.75

Etnik, dini ve diğer farklı grupların hakları–3.75

İnanç özgürlüğü–3.67

Toplanma ve örgütlenme özgürlüğü–4.20

2001 yılından itibaren Türkiye’de AB yolunda yapılan düzenlemeler, azınlık ve kadın haklarını da kapsayan sivil özgürlükleri artırmış, örgütlenme ve dini özgürlükleri genişletmiş, işkenceyi karşı korunmayı artırmış ve daha demokratik bir ceza yasası ortaya çıkarmıştır. Dahası, hükümet uygulamaları da izlemektedir. Polis merkezlerinin izlenmesi ve işkencenin önlenmesi amacıyla bağımsız kurullar oluşturulmuştur.

Meclis İnsan Hakları Araştırma Komitesi, bu alandaki ihlalleri incelemekte, kolluk ve yargı personeli ise insan hakları alanında eğitimlere tabii tutulmaktadır. Gözaltı süreleri azaltılmış ve ölüm cezası 2006 yılı Şubat ayında kaldırılmıştır. Ancak kısıtlı da olsa uygulamada bazı sorunlar devam etmektedir.

Resmi görevliler tarafından işlenen işkence ve kötü muamele suçları sürmektedir. Avrupa Konseyi, 2006 yılında, bu suçlarda aşağıya doğru bir iniş olduğunu açıklamış olsa da, hala bazı şikâyetler gelmektedir. Bu konudaki davalar çok uzun sürmektedir. Güvenlik kuvvetlerine yönelik yaptırımlar çok azdır.

Cezaevi koşulları sıkıntılıdır. Bu konudaki en tartışmalı husus, hücre sistemine sahip F Tipi cezaevleridir. En tartışmalı hapis cezası ise, ömür boyu hapis cezasını tek başına bir adada çeken ve avukatları ile ziyaretçileriyle yeterli iletişim imkânı olmayan, Kürt gerilla hareketinin lideri Abdullah Öcalan’ınkidir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2005 yılı Mayıs ayında, Öcalan davasının adil olmadığına yönelik karar vermiş ama yeni yargılama henüz yapılmamıştır.

Hükümet, devlet dışı şiddeti önleyememektedir. Kürt ayrılıkçıların ve onların örgütü PKK’nın, ülkenin güneydoğusunda sürdürdüğü şiddet devam etmektedir. Kasım 2005’te bir kitapçı dükkânı bombalanmış ve bölgede birçok gösteri yapılmıştır. Gözaltına alınan göstericilere kötü muamele edilmiş ve avukatlarına ulaşmaları tam olarak sağlanmamıştır. Bombalamayla ilgili olarak iki güvenlik görevlisi gözaltına alınmıştır. Ancak, hükümetin baskı yaptığına yönelik kanıtlar, davaya bakan savcıya el çektirilmesi gibi hususlar davanın bağımsızlık ve mükemmeliyetine gölge düşürmüştür.

Türkiye’de kadın hakları, şehirlerde tam anlamıyla kabul edilmiştir. Kadınlara yönelik ayrımcılık devam etmektedir. STÖ’ler ve Kadın ve Aileden Sorumlu Bakanlık, Türkiye’deki kadınların üçte birinin şiddete maruz kaldığı yolunda bir rapor yayınlamıştır. Uluslararası Af Örgütü’nün 2004 yılında yayınladığı raporda, zorla evlendirme, hak aramanın kısıtlanması gibi konuların, toplumun önde gelenleri ve resmi liderler tarafından hoş görüldüğünü ve hatta onaylandığı belirtilmiştir. Bazı mesleklerde kadınlar dışlanmaktadır. Kadınların işgücüne katkısı %28’dir. Bununda sadece %7’si tarım dışı alanlardadır. Parlamentodaki kadın oranı çok düşüktür. Kırsal bölgelerde yaşayan 6–14 yaşları arasındaki kız çocuklarının yarısı okula gitmemektedir. Dünya Ekonomik Forumunun verilerine göre cinsler arası eşitlikte, Türkiye 115 ülke arasında 105’incidir.

Namus ve töre cinayetleri devam etmektedir. Yeni ceza yasası, bu suçlara daha ağır cezalar getirmiştir. Kadın örgütleri, kadın intihar oranlarının yükseldiğini bildirmişlerdir. Bu konuda da, ailelerin cezadan kurtulmak için kızları kendilerini öldürmeye zorladığı iddia edilmektedir.

Türkiye Müslüman ve inançlı bir nüfusa sahiptir. Anayasal düzen laiktir ve din özgürlüğünü kabul eder. Ama pratikte, devlet dini ciddi manada kontrol etmektedir. Diyanet işleri başkanlığı, aslen memur olan din görevlilerinin işe alınmalarını, onların kendilerine öğretildiği gibi davranmalarını ve devletin söylemelerini istediği hususları söylemeleri gibi hususları düzenler. En çok tartışılan konulardan biri de, kamusal alanda dini sembollerin taşınmaması, kadınların kamuya ait yerlerde ve üniversitelerde türban takmalarına izin verilmemesi ve mutaassıp kişilerin ordudan ilişiklerinin kesilmesidir.

Türkiye’de sadece dini azınlıklar, azınlık olarak kabul edilmekte ve haklarına saygı gösterilmektedir. Buna göre Yahudiler (Türkiye’de sayıları yaklaşık 25.000), Yunan Ortodokslar (3.000) ve Ermeni Ortodokslar (50.000) azınlık olarak tanınmaktadır. Ancak inanç özgürlüğü, Müslüman olmayanlar için zordur.

Diğer Hıristiyan ve Müslüman mezheplerin - Aleviler gibi- yasal statüsü yoktur ve bazı faaliyetleri yasaklanmıştır. 2005 ve 2006 yıllarında rahipler ve kiliselere karşı bazıları ölümle sonuçlanan şiddet eylemleri görülmüştür.

Kürtler, yaklaşık 12–15 milyon nüfuslarıyla, Türkiye’deki en büyük etnik gruptur. Birçoğu iyi biçimde bütünleşmiştir ve herhangi bir sıkıntı yaşamamaktadır. Bununla birlikte Atatürk’ün çok kültürlü ortamdaki Türklük vurgusu ve güneydoğuda 15 yıldır devam eden, yaklaşık 35.000 kişinin öldüğü, gerilla savaşı, Kürtleri kendi dilleri, kültürleri ve ifade özgürlüğü konularında yasaklamalarla yüz yüze bırakmıştır. 2003 yılında yapılan kanun değişiklikleri ile özel kurslarda Kürtçe dersi verilmesi serbest bırakılmış, ancak bürokratik engeller ve mali zorluklar sebebiyle bu kurslar 2005 yılında kapanmıştır. Daha fazla hak için destek isteyen Kürtler, tutuklamaların hedefidir.

Kürtler, 1990’lardaki ayaklanma süresince ciddi insan hakları ihlallerine ve ayrımcılığa maruz kalmışlardır. 35.000 civarında tazminat davası çözülmüş ve Kürtler açık şekilde insan hakları reformlarından istifade eder hale gelmişlerdir. Ancak ayaklanma sırasında hayata geçirilen köy koruculuğu sisteminin hesap verebilirliği yetersizdir.

Engellilere yönelik bazı kanunlar olmasına rağmen, ayrımcılık devam etmektedir. Bu kesimin kamuya sunulan hizmetlere ulaşmasında sıkıntılar bulunmaktadır.

Toplanma ve gösteri özgürlüğü, anayasada tanınmıştır, ancak yasadaki geniş yetkiler resmi görevlilerin bu tür toplanmaları engellemelerine fırsat vermektedir. Dahası, polis barışçıl bazı gösterileri aşırı güç kullanarak dağıtmaktadır.

İşçiler, sendikalara üye olabilmektedir. Sendikalar da yukarıdakilere benzer sorunlarla karşılaşmakta, kamu görevlilerinin grev hakkı bulunmamaktadır.

Tavsiyeler

  • İçinde bağımsız ve saygın insan hakları örgütlerinin mensuplarının da bulunduğu heyetler tarafından, ülke genelindeki polis ve jandarma karakollarına, insan haklarının korunmasının gözlenmesi çerçevesinde ziyaretler yapılmalıdır.
  • Tüm insan hakları ihlalleri doğrudan kovuşturulmalı, sivil makamlar tarafından yargılama yapılmalı ve suç işleyen memur yargılama süresince açığa alınmalıdır.
  • Çok kültürlülük prensibi benimsenmeli ve bütün dini, etnik ve kültürel gruplara eşit muamele edildiği gösterilmelidir.
  • Kadınların; eğitim düzeyi, özellikle güneydoğuda iyileştirilmeli ve iş dünyası ile siyasi katılımlarının artırılmasına şans tanınmalıdır.

Hukukun Üstünlüğü (3.97)

Yargı Bağımsızlığı–3.60

Toplumda ve Adli Konularda Hukukun Önceliği–3.83

Kolluk Güçleri ve Silahlı Kuvvetlerin Sivil Makamlara Hesap Verebilirliği–3.75

Mülkiyet Haklarının Korunması–4.33

Kanun Önünde Eşitlik–4.33

Halen Türkiye’de iki karşıt güç mücadele etmektedir. Hukukun üstünlüğünü ve sivil özgürlükleri yükseltmeye çalışanlar ile reformları, Türkiye Cumhuriyeti için tehdit olarak gören yasakçı zihniyettekiler. En son reformlar, ordunun adli sistemdeki rolünü azaltmıştır. Bununlar beraber, milli birlik ve Türk kimliği savunucuları olan reform karşıtlarının hâkimler, savcılar ve Adalet Bakanlığı görevlileri üzerindeki baskıları devam etmektedir.

Anayasa’ya göre, herkes suçluluğu ispat edilinceye kadar masumdur. Son reformlarla gözaltına alınanlara avukatlarla görüşme hakkı tanınmış, ücretsiz avukat atanması ilkesi hayata geçirilmiş ve hâkim-savcılar insan hakları konusunda eğitimden geçirilmiştir. Ancak avukata erişim hakkı bazı zamanlarda engellenmekte, polis gözetiminde gerçekleşmekte veya sorgulama süresince görüşmeye izin verilmemektedir. Daha da endişe vericisi, bazı durumlarda avukat talebinde bulunanlara kötü muamele yapılmaktadır.

Anayasal sistemde yargı bağımsızlığı bulunmaktadır. Ama uygulamada bazı engeller mevcuttur. Yürütme organı, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından yürütülen, hâkim ve savcıların atanma, yükselme ve hassas davalarda tayin edilmeleri işlemlerine etki edebilmektedir. Hâkim ve savcıların eğitimlerinin yetersiz olması nedeniyle, davalar birbirinden farklı sonuçlar doğurabilmektedir.

Savcıların pozisyonları hem görev hem de sembolik olarak hâkimlere oldukça yakındır ve savunma makamı ikinci plana itilmiştir. Davaların sonuçlarının etkilemek için hâkim ve savcıların rüşvet almalarına yönelik davaların sayısı atmıştır.

Mayıs 2006’da, silahlı bir kişi, oldukça laiklik savunucusu olarak bilinen beş yargıcı, türbanı yasaklayan kararlarından ötürü öldürmüştür.

Anayasa, kanun koyucular ve bakanlar kurulu mensupları için dokunulmazlık sağlamaktadır. Bürokratların yargılanması için amirlerinin izni gerekmekte, bazı durumlarda yargılama görevin sona ermesinden sonra yapılabilmekte, bu durum da zaman aşımı nedeniyle davanın düşmesine neden olmaktadır.

Yeni Türk Ceza Kanunu, eskisinin birçok eksiğini gidermiştir. Ama bazı eleştiriler devam etmektedir. Bazı muğlâklıklar devam etmekte ve kanunu yorumlamak hâkimlere kalmaktadır. Daha da yaygın olanı, kanun karşısında güçsüzlere karşı ayrımcılık gibi eşitsizlikler devam etmektedir.

2006 yılında yürürlüğe giren terör yasası, terör suçu tanımını oldukça geniş tutarak bazı korkuları beraberinde getirmiştir. Örneğin bu kanuna giren suçlarda, avukatla görüşme talebi 24 saat süreyle bekletilebilmektedir.

İnsan hakları ihlalleri ile ilgili olarak suçlanan, Devlet Güvenlik Mahkemeleri, 2004 yılında lağv edilerek, davaları ağır cezalık suçlar kapsamına alınmıştır. Ancak davalarda, hala eski mahkemelerin hâkim ve savcıları görev yapmaktadır.

Ordu, Türkiye Cumhuriyeti’nde özel bir yere sahiptir. 1960 yılında yapılan ilk askeri darbeden bugüne, ordu; laikliğin, toprak bütünlüğünün ve devletin bekasının garantörü olmuştur. Hiçbir zaman yönetimde uzun süre kalmamış, askeri müdahaleleri otonomisini ve etkinliğini artırmak için kullanmıştır. Türk generaller, kanun tasarılarından AB üyeliğine kadar her konuda düşüncelerini açıklamakta ve beyanları çok nadir göz ardı edilmektedir.

AB, Türkiye’yi ordu üzerindeki sivil kontrolün yetersizliği sebebiyle eleştirmeye devam etmektedir. YÖK ve RTÜK gibi kurumlardaki asker üyeler kurullardan çıkarılmış, MGK bir tavsiye makamı haline getirilmiş, askeri harcamalarda şeffaflık ve kontrol artmıştır. Reformlar sonucunda ordunun kamu tarafından eleştirilmesine yönelik alanı genişletmiştir. Bununla beraber, ordu hala Savunma Bakanlığına tam olarak bağlı değildir ve stratejik karar alma yönündeki etkisini sürdürmektedir. Yüksek rütbeli subaylar, iç ve dış konularda beyanda bulunmaya devam etmektedir. 2006 yılı Ekim ayında Genelkurmay Başkanı, hükümeti İslami fundementalizmi cesaretlendirmekle suçlamıştır. Ancak kamuoyunun orduya güveni tamdır ve askeri okullar, diğerleri arasında en iyileridir.

Tavsiyeler

  • Kamusal dokunulmazlık sona erdirilmeli ve resmi görevliler usulünce yargılanabilmelidir.
  • Yürütmenin, hâkim ve savcılar üzerindeki yapısal ve pratikteki tesirleri kaldırılmalıdır.
  • Hükümet, koruculuk sistemini, halen görevde olanları, silahlardan arındırmak ve alternatif bir istihdam şansı yaratmak suretiyle, sona erdirmeli ve akabinde bölge insanı ile devlet arasındaki güven yeniden tesis edilmelidir.
  • Ordu, sivil kesimi ilgilendiren konuların dışına çıkarılmalıdır. Kamuya beyanat vermemeli ve savunma ve güvenlik konularının dışında kalan konulara dâhil edilmemelidir. Bu konudaki talepler sivil hükümet tarafından geri çevrilmelidir.

Yolsuzlukla Mücadele ve Şeffaflık (3.64)

Yolsuzlukla Mücadele Ortamı–3.20

Kamu ve Özel Sektör Arasındaki Yasal ve Etik Standartlar–4.00

Yolsuzlukla Mücadele Kanunlarının Uygulanması–3.50

İdarenin Şeffaflığı–3.86

Türkiye, kamudaki ve günlük hayatta görülen yolsuzlukla mücadeleye devam etmektedir. AKP gücünü, yolsuzluklara karışan ile ekonomiyi yanlış yöneten önceki hükümetlere nazaran daha az bilinmesi sonucu artırmıştır. Türkiye, yolsuzlukla ilgili birçok uluslararası düzenlemeyi imzalamıştır. Ancak yolsuzlukla mücadele taahhütten öteye gidememiştir. Yolsuzlukla ilgili düzenlemeler tam olarak bireylerin davranış şekillerini değiştirmemiştir. Bu konuda bağımsız bir kurum oluşturulamamıştır.

AKP, işbaşına gelir gelmez bir yolsuzlukla mücadele eylem planı hazırlamıştır. Hükümetle yakın ilişkili bulunan bakanlar düzeyinde bir komite oluşturulmuştur. Ancak bu konuda yetkili tek ve bağımsız bir kurul ve yasal düzenlemeyi hayata geçirememiştir.

İş dünyası diğer OECD ülkeleri içerisindeki en karmaşık bürokrasi ile karşı karşıyadır. 2006 yılında yapılan Dünya Ekonomik Forumunda bulunan işadamları, Türkiye’de çalışmayı en çok etkileyen etmenlerin en önemlisinin “yetersiz kamu bürokrasi”si olduğunu ifade etmişlerdir.

Yeni Ceza Yasası, yolsuzlukla ilgili suçlara daha ağır cezalar getirmesine rağmen, çoğu dava beraat ile veya hafif cezalarla sonuçlanmaktadır. Sivil toplum hükümeti yolsuzlukla daha etkin mücadele etmediği için eleştirmektedir. Eski başbakan Mesut Yılmaz ve ekonomiden sorumlu bakan Güneş Taner’in Türkbank’ın özelleştirilmesine müdahale ettiklerine yönelik suçlamalar delil yetersizliği nedeniyle geri çekilmiştir.

Yetersiz bürokrasi iş dünyasının önündeki en büyük engeldir.

Tavsiyeler

  • Yolsuzlukla mücadele alanında diğer kolluk kuvvetleri ile birlikte görev yapacak uzman bir birim hayata geçirilmelidir. Hükümet, kamu görevlilerinin dokunulmazlıklarına son vermeli ve kamu yolsuzlukları soruşturulmalıdır.
  • Kamu görevlilerin çıkarları doğrultusunda, görevlerini kötüye kullanmalarını engelleyecek ve cezalandıracak hukuki bir mekanizma oluşturulmalıdır.
  • Yolsuzluğun etkileri konusundaki kamu farkındalığı artırılmalı, eğitim sistemi vatandaşları küçük yaşta bu konuda eğitmeye odaklanmalıdır.
  • Yasaların uygulanması yönünde, bilgiye erişim kolaylaştırılmalıdır. Hukuki kararlara bakan kurulların bağımsızlıkları güçlendirilmelidir.

4. RAPORLA İLGİLİ OLARAK BASINDA ÇIKAN HABERLER

Yol Ayrımındaki Ülkeler–2007 araştırmasına ait sonuç raporu 25 Eylül 2007 tarihinde basına dağıtılmıştır. Önceki yıllarda aynı kuruluş tarafından hazırlanan raporlar Türk medyasında oldukça geniş yankı bulurken, son raporun yayınlandığı tarihin Türkiye’de iç siyasetin oldukça hareketli günlerine denk gelmesi sebebiyle, büyük ilgi uyandırmamıştır. Bazı internet haber siteleri ve bir gazete, rapora yer vermiş, uzun süreli tartışmalar yaşanmamıştır.

03 Ekim, 2007 tarihinde CNNTÜRK’ün internet sitesinde "Askerin durumuyla ilgili düzenleme şart" başlığıyla duyurulan rapora ilişkin olarak, “Demokratik ülkelerdeki özgürlükler üzerine yaptığı değerlendirmelerle tanınan sivil toplum örgütü Freedom House, Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra, askerin kontrol altına alınması için gerekli anayasal değişikliklerin yapılması gerektiğini ileri sürdü.” şeklinde haber geçilmiştir.

Raporla ilgili diğer bir yorum 04 Ekim 2007’de Vatan Gazetesinde köşe yazarı Mustafa Mutlu tarafından yapılmıştır.”Eyvah... Freedom House işbaşında!” başlıklı yazıda;

“Bu saptamalar doğru mu, yanlış mı?”yı önümüzdeki günlerde çok tartışacağız... Ben sadece Türkiye üzerine görüş belirten ve etkisi küçümsenmeyecek kadar büyük olan bu kuruluş hakkında bazı bilgiler vermek istiyorum. Sahi; neyin nesi, kimin fesidir bu “Freedom House"

1941 yılında Eleanor Roosevelt, Wendell Willkie ve Amerika’nın başka tanınmış kişileri tarafından “demokrasinin ve insan haklarının global bir sesi” olmak için kuruldu.

Finansörleri arasında George Soros’a ait Soros Vakıfları ve Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti dikkat çekiyor.

Üyeleri akademisyenlerden, zengin iş adamlarından, gazetecilerden, ABD’nin eski siyasetçilerinden ve bürokratlarından oluşuyor. Forbes dergisinin sahibi de ünlü üyeler arasında bulunuyor.

Bazı çevrelere göre, Amerikan gizli servisi CIA’in “propaganda ve operasyon merkezi” olarak çalışıyor.

Bir dönem eski CIA direktörü James Woosley’in de başkanlığını yaptığı kuruluş, takibine aldığı ülkelerin politikacılarıyla yakın ilişki kurarak “politika” dikte ettirmesiyle tanınıyor.” ifadeleri kullanılmıştır.

5. SONUÇ VE DEĞERLENDİRME

Amerika merkezli bir düşünce kuruluşu olan Freedom House tarafından hazırlanan Yol Ayrımındaki Ülkeler–2007 araştırmasının, Türkiye’ye ilişkin bölümü incelendiğinde, Türkiye’nin en yüksek değeri 4,40 ile “Hesap Verebilirlik” alanında, en düşük sonucu 3,64 ile “Yolsuzlukla Mücadele” başlığı altında aldığı görülmektedir.

Elde edilen sonuçların 2005 yılında yapılan araştırmaya göre olan değişimi aşağıdaki gibidir.

Hesap Verebilirlik

Sivil Özgürlükler

Hukukun Üstünlüğü

Yolsuzlukla Mücadele ve Şeffaflık

2005

2007

2005

2007

2005

2007

2005

2007

4,35

4,40

3,98

3,82

4,18

3,97

3,43

3,64

Araştırmanın yapıldığı 18 ayrı başlık kapsamında elde edilen sonuçlar grafiğe döküldüğünde karşılaşılan tablo şu şekildedir:

Yukarıdaki grafikten de anlaşılacağı gibi Türkiye en yüksek değerlendirmeyi 5,25 ile “Özgür ve Adil Seçim Kanunları ile Seçimler” başlığından almıştır. Bu veri, Türkiye’de seçim sisteminin tam anlamıyla demokratik kurallara göre işlemesinin iyice yaklaştığını, seçimlere olan usulsüz müdahalelerin olmadığını ve gelecek dönemde ülkede yapılacak seçimlerin demokratik standartlarda olacağının garantisini vermektedir.

Tablodaki en düşük değer olan 3,20 ise“Yolsuzlukla Mücadele” başlığı altında yer alan “Yolsuzlukla Mücadele Ortamı”na verilmiştir. Türkiye’nin kaynaklarını etkin bir şeklide kullanabilmesi, toplumu adeta kanser gibi saran yolsuzluk sorununu süratle ve etkin bir şekilde çözmesi için gerekli adımları acilen atmasının gerektiği bir kez daha ortay çıkmaktadır. Toplumun her kesimini rahatsız eden ve ardında bıraktığı kirli ortamla, gelecek nesilleri de zehirleyeceği bilinen bir gerçek olan yolsuzluk illeti ile her boyutta, etkin bir mücadele sürdürülmelidir.

Raporun Türkiye bölümünde yer alan Hrant DİNK cinayeti, TCK’nın 301’inci maddesinin kaldırılması ve benzeri hususlar kamuoyunun yakinen bildiği ve sürekli gündemde olan konulardır. Bu konuların daha uzun bir süre kamuoyunun gündemini meşgul edeceği ve istenilen değişikliklerin yapılmadığı sürece, her ortamda Türkiye’nin önüne çıkacağı muhakkaktır.

Araştırma sonuçlarının, Türkiye açısından memnuniyet verici olduğu söylemek oldukça zordur. Araştırmayı yapan kuruluş hakkında yapılan spekülasyonlar ve araştırmanın çeşitli amaçlarla manipüle edilebileceğine yönelik şüpheler, elde edilen verilerin gerçeğe yakın olduğu izlenimini değiştirmemektedir. Tabloya objektif olarak bakan herkesin kabul edeceği gibi, Türkiye’nin olması gereken yer “Şampiyonlar Ligi”dir. Ülkemiz bütün kurumları ve toplumu oluşturan her kesimi ile buna layıktır ve fikri olarak orada bulunmaya hazırdır. Raporda yer alan tavsiyeler, ülkenin çıkarları doğrultusunda soğukkanlı ve rasyonel bir yaklaşımla irdelenmeli; Türkiye’nin layık olduğu “muasır medeniyetler seviyesi”ne ulaşma hedefi doğrultusunda değerlendirilmelidir.

Araştırmanın Yapıldığı Alanlar ve Türkiye'ye Verilen Notlar

Hesap Verebilirlik ve Toplumun Sesi

4,40

Özgür ve Adil Seçim Kanunları ile Seçimler

5,25

Etkili ve Hesap Verebilir Hükümet

4,00

Sivil Toplumla İlişki ve Toplumun Denetimi

4,33

Medya Bağımsızlığı ve İfade Özgürlüğü

4,00

Sivil Özgürlükler

3,82

Devlet teröründen korunma, adil olmayan mahkûmiyet ve işkence

3,71

Cinsiyet eşitliği

3,75

Etnik, dini ve diğer farklı grupların hakları

3,75

İnanç özgürlüğü

3,67

Toplanma ve örgütlenme özgürlüğü

4,20

Hukukun Üstünlüğü

3,97

Yargı Bağımsızlığı

3,60

Toplumda ve Adli Konularda Hukukun Önceliği

3,83

Kolluk Güçleri ve Silahlı Kuvvetlerin Sivil Makamlara Hesap Verebilirliği

3,75

Mülkiyet Haklarının Korunması

4,33

Kanun Önünde Eşitlik

4,33

Yolsuzlukla Mücadele ve Şeffaflık

3,64

Yolsuzlukla Mücadele Ortamı

3,20

Kamu ve Özel Sektör Arasındaki Yasal ve Etik Standartlar

4,00

Yolsuzlukla Mücadele Kanunlarının Uygulanması

3,50

İdarenin Şeffaflığı

3,86


"Yol Ayrımındaki Ülkeler-2007" Araştırmasında Elde Edilen Veriler

"YOL AYRIMINDAKİ ÜLKELER-2007" ARAŞTIRMASINDA ELDE EDİLEN VERİLER

Sıra

Ülke

KONU BAŞLIKLARI

Hesap Verebilirlik

Sivil Özgürlükler

Hukukun Üstünlüğü

Yolsuzlukla Mücadele ve Şeffaflık

2005

2007

2005

2007

2005

2007

2005

2007

1

Cezayir

2,90

2,85

2,90

3,07

2,49

2,74

2,55

2,65

2

Angola

1,79

2,46

2,81

2,83

2,22

2,62

2,10

2,10

3

Bangladeş

3,63

3,44

4,05

3,96

3,42

2,71

2,64

2,45

4

Butan

2,40

3,31

3,36

3,72

4,23

4,58

3,34

4,12

5

Bolivya

3,54

4,56

4,12

4,16

3,52

3,58

3,12

3,08

6

Burkina Faso

3,44

3,52

3,88

4,21

3,32

3,45

3,12

3,30

7

Çin

1,08

1,17

1,61

2,14

1,76

2,23

2,18

2,49

8

Kolombiya

5,02

4,56

4,39

3,95

4,21

3,78

3,88

3,74

9

Ekvator

3,92

4,13

4,12

4,13

3,33

3,21

3,42

3,05

10

Mısır

2,31

1,88

2,18

2,06

3,19

2,65

1,76

1,72

11

Eritre

0,67

0,44

1,54

0,95

1,03

0,71

1,71

0,86

12

Etiyopya

1,88

1,85

2,83

2,85

2,06

2,35

2,76

2,36

13

Honduras

3,81

3,97

3,88

3,74

3,35

3,56

2,96

3,14

14

İran

1,75

1,63

1,89

1,74

2,70

2,17

1,73

1,85

15

Laos

1,19

1,16

2,16

2,39

1,63

1,99

1,51

1,64

16

Libya

0,56

0,68

1,17

1,55

1,12

1,85

0,19

0,66

17

Moritanya

2,00

3,56

2,39

2,94

2,12

2,51

1,97

2,67

18

Mozambik

4,13

4,27

4,49

4,39

3,39

3,92

2,78

3,23

19

Paraguay

4,10

4,29

4,06

4,03

3,92

3,32

3,28

3,33

20

Peru

4,65

4,30

4,64

4,43

3,84

4,07

3,21

3,49

21

Filipinler

4,46

4,16

3,92

3,85

3,30

3,29

3,50

3,38

22

Rusya

2,88

2,38

3,72

3,31

3,41

3,14

2,79

2,70

23

Ruanda

1,48

1,43

2,21

1,86

1,22

1,24

1,97

2,48

24

Swaziland

1,85

1,88

2,98

3,18

1,45

2,10

1,85

2,05

25

Suriye

1,29

1,41

2,04

2,16

2,13

2,19

1,70

1,93

26

Tacikistan

1,77

1,51

2,74

2,51

2,84

2,78

1,40

1,62

27

Tayland

4,04

2,99

3,72

3,65

4,22

3,79

3,48

3,43

28

Tunus

1,65

1,74

3,08

3,11

2,79

2,92

3,53

3,08

29

Türkiye

4,35

4,40

3,98

3,82

4,18

3,97

3,43

3,64

30

Zambiya

3,85

4,08

4,57

4,65

4,26

4,15

3,39

3,46

 


 

 

 
©AREM tarafından hazırlanmıştır.